Öylesine biri bloğu..

Bu blog 1. yaş gününü kutladığı için Marc Levy'nin iki kitabını birden veriyor! 

Sadece bir kişiye!

Son katılın günü 28 aralık 2012'de.

Duyuru adı:

Öylesine Biri: Blogum 1 Yaşında! ve Çekiliş Zamanı # 5 http://blogumabandim.blogspot.com/2012/12/blogum-1-yasnda-ve-cekilis-zaman-5.html?spref=tw

Diğer isteğe bağlı şartları da yerine getirirek katılım şansınızı çoğaltabilirsiniz!


 
 

Unutulmuş Bir kitabın Günlüğü

Seni  zalim ! Beni satın aldın ardından yüzüme bile bakmadın. Dış yüzüm toz tuttu. Sayfalarım yıllandı durdu . Okuyacağını ümit ederken ben. .ben..

 Ne şimdi ? Böylesine bir şey beklemeyin. Bu çok saçma olurdu doğrusu. Düşünce açısından değil de daha çok hayali açıdan sanırım. Madem canlandırma iç güdünüz iyi . Peki devam edelim..

Şimdi ne oldum ha! Hayatımı mahvettin. Onca çocuk, onca genç benden yararlanabilirken sen tembelliğin ve bencilliğin ile  bunları engelledin. Ah..kader mahkumuyum ben. Bu kütüphane bir zindan benim için. Sıkışıp kalmam  ise demir parmaklıklar gibi.. ant olsun ki gece bir gir yatağına seni öldüreceğim.. ama ilk buradan çıkmalıyım..çıkmalıyım!

Şimdi bu anıyı bir durduralım yoksa kitapçığımız bizi de vuracak kadar sinirli . Arada kurban niyetine gitmek istemeyiz değil mi? Biraz esprili olsun ve bir kısmı da üzücü . İnsanların sadece et ve kemikten oluşmadığını biliyorsunuzdur sanırım. Kitapda böylesine bir nesne, kağıt ve mürekkepten oluşan bir yapı değil.  


Mesele  böylesine başlıyor. Kitabı insanlar yazıyor ve onları yine insanlar satın alıyor. Bir çok görev üstleniyor bu nesne. Yazardan, okuyucuya. Ardından ise okuyucudan yazara kadar bir bilgi aktarım yolu kuruluyor bu kağıt parçalarının üzerinde. Diğer ülkelere kıyasla çok az bir okuyucu kitlemiz mevcut durumda. Japonları farza alırsak bir kişi bir haftada kalın bir roman bitirme çabasında fakat gel gelelim bizim milletimizin başına ise yılda bir kitap düşmekte.( Japonlar hep Japonlar zaten .. ) İşin bu üzücü yani bizi güldürmekte şayet ki. Hiç mi okur yazar bir kitlemiz yok derseniz, elbette var. Çok iyi yazarlarımız, çok iyi okuyucularımız da mevcut. Fakat..Aynı enlem üzerinde sekilip gidiliyor maalesef .

Bunun biraz çevreden kaynaklandığını düşünmekteyim. İlk öğretimli- orta öğretimli çocuklara bilinçsiz öğretmenleri en klasik romanları bitirmelerini amade ediyor. Bunun sonucunda o küçük çocuk henüz iki sayfasını okuduğu romanından tiksinç duyuyor. Gayet doğal olduğu aşikar. İnsan kendi gönlüyle yapmak istemediği bir şeyi zorla yapıyorsa buna zamanla nefret duyar. Tıpkı yapmak istemediği bir işe her sabah neşesiz giden çalışanlar gibi. Böyle bir örnekte ne bir insanı suçlayabiliriz ne bir kitabı. Çünkü her kitap farklıdır ve her insan da birbirine benzemez. Yani her türe bir okuyucu bulmak mevcut.Şimdi bu camiadan olmayan okuyuculara pardon okuyucu olmayanlara değinmek istiyorum.

Mutlaka konusu sizi çeken bir kitap bulmuşsunuzdur. Fakat okumak neden böylesine ruhunuza ağır basıyor bilemiyorum. Bizler yaşayarak bu hayatı yaşlanarak  tecrübeler ediniriz. Bir roman bir öykü bize bundan daha fazlasını sunuyor işte! Bir haftada okuyabileceğiniz hadi bir ayda taş çatlasın..Belki de otuz yıllık bir yaşamı tecrübe etmiş olacaktınız.  Fakat bunu  yeni aldığınız o kitabı sonsuza denk o tozlaşmış raflara kaldırırken teptiniz..

Hiç bir şey için henüz geç değil. Dış yüzeyi size karşı somurtmuş olabilir , onu tekrar parlatmak sizin elinizde. Elinize alın ve tekrar okumaya başlayın...


Yazarı;
|
 
 
Start blogging by creating a new post. You can edit or delete me by clicking under the comments. You can also customize your sidebar by dragging in elements from the top bar.